Tekstil endüstrisi ve temiz üretim

Tekstil endüstrisi ve temiz üretim

Türkiye’nin 2011 yılı sera gazı salınımı, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği sekretaryasına sunulan Ulusal Envanter Raporu’na göre 422,4 milyon ton (Mt) CO2 eşdeğeri olarak gerçekleşmiştir. Sera gazı salınımlarının %71’inin enerji, %13’ünün ise endüstriyel işlemlerden kaynaklandığı belirtilmektedir. Türkiye’nin enerjiden kaynaklanan sera gazı salınımları 1990 yılına göre %124 artarken, sanayi süreçlerinden kaynaklanan sera gazı salınımının %236 oranında artış gösterdiği kaydedilmiştir.
Bilim insanları, küresel ölçekte ortalama 4 ton olan kişi başına sera gazı salınımını 2 tona indirmediğimiz takdirde iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinin önüne geçmek için çok geç kalacağımızı belirtiyorlar. Ancak, 2011 yılı verilerine bakıldığında Türkiye’de kişi başına sera gazı salım miktarının 5,7 tona ulaştığını görüyoruz.
Türkiye gelişmekte olan ülkeler arasında yer almaktadır. Küresel anlamdaki rekabet gücünü artırabilmek için üretim kapasitesini ve ihracat payını yükseltmek durumundadır. Ve tekstil sektörü, bugün en çok ihracat fazlası veren birinci sektörümüz konumundadır. Tekstil ve hazır giyim sektörleri birlikte değerlendirildiğinde kendi içinde elyaftan başlayarak mamul giysi veya kullanım eşyasına kadar oldukça uzun bir üretim zincirine sahiptir. Her iki sektör genel itibarıyla iplik, dokuma, örme, dokusuz yüzey, boya-apre, hazır giyim ve konfeksiyon alt sektörlerinden oluşmaktadır.
Tekstil sektörü, ülkemiz için öneminin yanında önemli miktarda kaynak tüketen ve çevresel etkilere sebep olan da bir sektördür. Tekstil yaş işlemlerinde oluşan atıksular prosese bağlı olarak, örneğin haşıl sökme ve kaynatma işlemlerinde yüksek BOD, ağartmada AOX, boyama işlemlerinde BOD, COD ve metal içermektedir. Boya, baskı ve apre işlemlerinde ayrıca uçucu organik bileşik (VOC) değerleri de yüksek çıkmaktadır. Benzer şekilde TEDAŞ 2010 yılı istatistiklerine göre tekstil sektörü, ülkedeki toplam elektrik tüketiminin %8’lik oranını kullanmış ve ülkenin en fazla elektrik tüketen sektörü olarak dördüncü sırada yerini almıştır. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2010 yılı sanayi sicil kayıtlarına göre ise imalat sanayi sektörleri içinde elektrik tüketim payları incelendiğinde tekstil sektörü %12,6’lık payı ile birinci, hazır giyim sektörü %3,8’lik oran ile onuncu sırada, deri ve deri ürünleri sektörü ise %0,6’lık oranı ile yirmi birinci sırada yer almaktadır. Tekstil sektörünün imalat sanayi içinde en çok elektrik tüketen sektör olduğu ortadadır.
Ülkemizde 14 Aralık 2011 tarihinde “Tekstil Sektöründe Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrol Tebliği” yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Tebliğ, kurulu kapasitesi 10 ton/gün ve üzerinde olan tekstil terbiye işletmelerini kapsamakta ve temiz üretimi teşvik etmektedir. Tebliğ uyarınca firmaların temiz üretim planları oluşturmaları, gelecek temiz üretim hedefleri belirlemeleri ve bu hedefleri gerçekleştirmeleri gerekmektedir.
Dünyada gelinen duruma bakılacak olursak, son yıllarda çevre bilinci oluşmuş tüketicilerden gelen taleplerin arttığı, bu durumun yasa yapıcı kurumlar üzerinde etkili olduğu, başta AB ve ABD olmak üzere çeşitli ülkelerin çevrenin korunmasına yönelik sıkı kriterler getirmeye başladığı bilinmektedir. REACH kriterleri ve eko etiket uygulamaları bunlara önemli örneklerdir.
Dünya, üretim sırasında ürün kalitesi korunurken; çevrenin, doğal kaynakların ve insan sağlığının da korunması konusuna yönelmiş bulunmaktadır. Toplumlar, doğal kaynakların tükenişi ve çevresel kirlenmenin artması konusunda kaygı duymaktadır. Pek çok işletme bu bilince, “yeşil ürünler” geliştirerek ya da “yeşil prosesler” kullanarak yanıt vermektedir.
AB, tüketicileri yeşil ürünler almaları konusunda teşvik etmektedir. Çevre dostu ürünler kullanılarak CO2 eşdeğer salınımlarının azaltılması hedeflenmiştir. Nitekim Viyana’da 2004 ve 2007 yılları arasında EcoBuy (ekolojik satın alma) programı uygulanmış ve bu şekilde 100.000 ton CO2 azaltımı gerçekleşmiştir. Böylelikle hızla büyümekte olan yeni bir kavram ortaya çıkmıştır: Yeşil Pazar.
Dünyaca tanınan en önemli tekstil markaları sıfır atık projeleri yürütmekte, resmi sitelerinde sürdürülebilirlik hedeflerini/raporlarını yayınlamakta, CO2 eşdeğeri salınım hedeflerini/azaltımlarını paylaşmaktadır. Türkiye önemli bir tedarikçi konumunda bulunmasına karşın bu konuda henüz önemli adımlar atmamıştır.
Tekstil sektörü tüm bunların yanı sıra kimyasal kullanımının da çok yoğun olduğu bir sektördür. Birim üretim başına düşen kaynak tüketiminin yoğun oluşu doğrudan ürün maliyetlerine yansımaktadır. Ürünün su, enerji, kimyasal, hammadde tüketim miktarı, ürün kalitesi korunmak koşuyla azaltıldığında birim ürün maliyeti de azalacak, bu durum uluslararası piyasadaki rekabet gücümüzü artıracaktır.