Evet, sorumuz basit, “Neden Çevre?”
Ya da neden çevremizi korumalıyız? Bu soru, her duyduğumda genellikle tabiat sevgisi, hayvan sevgisi, ağaç sevgisi gibi cevaplarla karşılık bulmaktadır. Bu cevapların hepsinin çok yoğun ve ciddi bir doğruluğu olmasına rağmen esas cevap bambaşkadır ve basittir: “Dünya’dan başka gidebilecek başka bir gezegen yok”. Düşünüldüğünde, eldeki mevcut teknoloji ile Dünya’mızın bizlere sunduğu yaşam ortamını sunan, ortalama bir insan ömründe seyahat ederek gidebileceğimiz bir başka gezegen bulunmamaktadır. “Sanayi Devrimi” ile birlikte “Çevre Kirliliği” kavramı gözle görülür bir şekilde artmış ve yoğun insan yaşamının bulunduğu şehirlerde insan yaşamı olumsuz olarak etkilenmeye başlamıştır. Bu sorunlara çözüm bulmak için de çevre kirliliğini, başta azaltıcı daha sonra da önleyici girişimler hız kazanmaya başlamıştır. Peki, çevreyi başta biz insanlar ve diğer canlılar için korumak zorundaysak, o zaman kimden korumak zorundayız. Cevap basit, maalesef yine biz “İnsanlardan”.
Yani, yaşanabilir bir çevre kavramı aslında başta biz insanlar için geçerlidir. Eğer insan varlığı dünyada olmasa ve diğer canlılar gezegenimizde yaşamaya devam ettiği varsayılsa, herhangi bir kirlilik oluşumundan söz etmek mümkün olmayacaktır. Çünkü sadece bizler doğadaki yapıya müdahale eden, doğal kaynakları kendi ihtiyacımız için kaynak olarak kullanıp işleyen, yeni ürünler üreten ve kendine has yaşam ortamları oluşturan varlıklarız. Yani, acı olan gezegeni kirleten de biziz ve onu yine bizden korumak zorundan olan da...
Aslında yukarıda bahsettiğimiz basit fakat temel kavram, uygulaması çok da kolay olan bir durum da değildir. Ülkeler bazında üst yönetimlerin alacağı tedbirler ve kurallar doğrultusunda ortaya konması ve üstten alta yayılan bir bilinçlenme ile uygulanması gerekmektedir. Kirliliğin artması ile birlikte geçtiğimiz yüzyıl ortasından itibaren uluslararası antlaşmalar imzalanmış ve yerel hükümetler bazında da yasal düzenlemeler ile pek çok aksiyon alınmıştır. Ancak bunların yeterli olmadığı da kesindir.
Özetle bizlere düşen, her bir dünya misafiri olarak kirliliğin sadece fabrikaların veya şehirlerin olduğu bölgelerde kalmayıp; soluduğumuz hava, içtiğimiz su, yüzdüğümüz deniz ve nimetlerinden faydalandığımız toprağı kirlettiği ve bu ortamların birbiri ile bağlantılı olduğu bilincinin yerleşmesidir. O zaman elimizdeki bir küçük çöpü yere atmaktan vazgeçeriz ya da ihtiyacımız olmayan ürünleri almayarak israftan. İşletmelerimizin çevreyi kirletirken aslında atılan şeyin kirlilik yerine, üretimde kullandığımız hammaddeler olduğu bilinci de çok hızlı oturacaktır. Kısaca, yeni akım olan “Temiz Üretim” kavramı sayesinde sürdürülebilir olarak, gezegenimizde, bizler ve en önemlisi gelecek nesiller yaşamaya devam edebileceklerdir.
Bunun dışında, çok kısa bir süre içerisinde çevre kirlenmesi açısından geri dönülemez noktaya ulaşmak ve insanlık için çok ağır bedeller ödemek içten bile değildir.