“Sürdürülebilir Kalkınma”, ilk kez Ortak Geleceğimiz Raporu’nda (1987) dile getirilen, ekonomik, sosyal ve çevresel olmak üzere 3 boyutlu bir kavramdır (Tanguay, 2010). Sürdürülebilir olmak bu boyutlarda, arakesitlerde yer almayı gerektirmektedir. Buna bağlı olarak da kalkınma; eşitlikçi, sosyal ihtiyaçlara cevap veren, yaşam kalitesini artıran, ekosistemin fonksiyonlarının/faydalarının farkındalığında olan bir yapıda sürdürülmelidir.
Sürdürülebilir kalkınma kavramı, tüm dünyada ülkeler tarafından kabul görmüş bir kavramdır ve uygulanabilmesi için pek çok strateji ve politika geliştirilmiştir (Atar ve Alçiçek 2009). Ulusal ve yerel kalkınma planlarında, altyapı yatırımlarında, yetkililerin sürdürülebilir kalkınmayı ön plana alması gerektiği, arazi kullanımı, altyapı, ulaştırma ve ürün dağıtımında politikalar oluşturularak sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen yaklaşımların benimsenmesi gereği ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, çevre üzerindeki olumsuz etkilerin en aza indirgenmesi, atığın önlenmesi, tekrar kullanımın en üst seviyeye çıkarılması, alternatif çevre dostu malzemelerin kullanımı, geri dönüşümün gerektiği, kimyasalların ve tehlikeli atıkların akılcı yönetiminin gerekli olduğu bilinmektedir. Kavramlardan yerel uygulamalara geçildiğinde, göstergelere dayalı sürdürülebilir kalkınmanın ölçülmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Kentsel sürdürülebilir kalkınma göstergesi olarak sosyo ekonomik ve çevresel arakesit noktalarında yer alan göstergeler (Tanguay, 2010) arasında çevresel açıdan en çok kullanılan göstergeler; kişi başına günlük su tüketimi, ekolojik ayak izi, doğa korumaya tahsis edilen alan, yenilenebilir kaynaklardan elde edilen enerjinin yıllık tüketimi, çevre yönetim sistemlerine sahip iş dünyası, geri dönüştürülen atık miktarı (ton/kişi/yıl), su kaynakları kalitesi, çöp deponi alanlarına gönderilen evsel atık miktarı (ton/yıl) yer almaktadır.
Gelişmiş ülkelerde iş dünyasının çevresel konulara ağırlık vermesi ve daha sonra da sürdürülebilir kalkınmanın benimsenmesi üç safhada gelişme göstermektedir. Birinci aşamada, 1970-1980 arasında çevresel performansın iyileştirilmesi mevzuatlarla ve arıtma teknolojilerinin kullanımı ile yapılmıştır. Ancak, ilerleyen süreçte bu uygulamaların uzun vadede yüksek maliyetlere neden olduğu görülmüştür. Bu nedenle pek çok şirket temiz üretimin, kaynakta atık azaltımının, kaynakları daha etkin kullanmanın, temizleme yaklaşımına kıyasla daha faydalı olduğunu keşfetmiş, bunun çevresel performansı artırdığını, maliyetleri azalttığını, kârı artırdığının farkına varmışlardır. İkinci aşamada, 1980-1990 döneminde iş dünyası yaklaşımını daha proaktif yaklaşıma çevirmiştir. Endüstriyel stratejilere çevresel performanslar entegre edilmeye başlanmış ve bunlar yıllık çevresel raporlar halinde sunulmaktadır. Üçüncü aşamaya geçen firma sayısı az olsa da, yaklaşım değişikliği göstermektedir ve daha sorumlu bir çevre yönetimi sergilemektedirler. Bu girişimlere örnek olarak sıfır emisyon, ürün sinerjisi, endüstriyel ekoloji projeleri, sosyal sorumluluk projeleri, ürün yönetimi gibi örnekler verilebilmektedir. Bu faaliyetlerin bir parçası olarak da pek çok firma gönüllü olarak ISO 14001 gibi çevre yönetim sistemlerini ve diğer EU-EMAS kurmuşlardır. Endüstrinin bu yaklaşıma geçmesinin nedeni, sosyal algı ve firma imajıdır. Kısaca, tüm gelişmeler endüstrileri daha sürdürülebilir çözümler üretmeye yol açan, ekonomik, çevresel, sosyal faktörlerin birlikte ele alındığı bütüncül bir yaklaşıma doğru kaydırmaktadır. Dünya Doğal Kaynaklar Enstitüsü (WRI), endüstriyel faaliyetler için 4 temel çevresel performans göstergesinin uygulanmasını önermektedir. Bunlar; hammadde kullanımı, tüketilen enerji, kirletici salımları ve üretim harici çıktılardır. Diğer yaklaşımlardan bir tanesi de Rio Deklarasyonu’ndan sonra Dünya İş Konseyi’nin 120 adet uluslararası şirketle ortaklaşa geliştirdiği ve 20 temel endüstriyel sektörü içeren ekoverimlilik (temiz üretim) yaklaşımıdır.
Sonuç olarak, çevresel problemler henüz oluşmadan tedbirlerin alınmasını öngören yaklaşım ve teknolojilerin kullanıldığı entegre çevre yönetim sistemleri, yeni bir endüstriyel organizasyon modeli olarak ortaya çıkmaktadır. Temiz üretim teknolojileri, kaynak kullanımının azaltılması, sıfır atık oluşturma yönünde ürünün kullanım süresi sonunda yüzde 100 geri dönüşümünün sağlanmasına yol açan uygulamalardır. Endüstrilere yönelik sürdürülebilir kalkınma göstergeleri ile çevresel, ekonomik ve sosyal göstergeler birlikte ele alınabilmekte, firmaların çevreye olan zararlarını ölçebilmeleri sağlanmakta, toplumda oluşan imajlarını ve firmalar arası rekabet avantajlarını iyileştirebilmektedirler.