Çevrecilikte Samimiyet

Çevrecilikte Samimiyet

Yaşadığımız dünyanın her yerinde çevre katliamı, yaşanan sorunların başında gelmektedir. Dünyanın en müstesna bölgesinde yer alan yurdumu-zun da günümüzdeki en önemli sorunlarından biri çevrenin kirletilmesi, adeta katledilmesidir. Yazılı eserlerde, turizm broşürlerinde, söyleşilerde ve gurbet-ten dönüp vatan hasreti bittiği anki sohbetlerimizde “Bizim yurdumuz cennet gibi” klişe sözler duyarız, biz de söyleriz. “Bizim yurdumuz cennet gibi” tabiri hala kullanılıyor olmakla beraber, bugünkü gerçeklerimiz maalesef öyle değil. Bugün yaşayan nesiller olarak, aldığımız emaneti gelecek nesillere aynı güzellikte teslim edemeyeceğiz kaygısını taşıyorum.

İnsanoğlunun bulunduğu her yerleşim alanının temel sorununun en önemlisinin çevre kirliliği olduğu herkes tarafından bilinen ve de kabul edilen bir gerçek. Gelişmiş ülkeler bu tehlikeyi önceden fark etmiş olduklarından çevre sorunlarını çözümlemişler, kurallarını koymuşlardır. Toplumlarının her ferdi çevre kurallarına uyumda hassasiyet göstermişler, kurallara uyulmasın-da asla taviz vermemişlerdir. Bu ülkeler, bu konuda geldikleri noktada ticari münasebetleri olan ülkelerdeki iş ortaklarının ve ticari partnerlerinin çevre ile ilgili yaklaşımlarını sorgulayıp tavır sergileme noktasına gelmişlerdir.

BİZ HANGİ NOKTADAYIZ?

Avrupa Birliği’ne girme arzusunun getirdiği yaptırımlar ile ilerleme kaydet-me durumunda olduğumuzdan hareketle, çevre konularındaki sorunlarımızın üstesinden gelmek için de benzer yaptırımlar mı olmalıdır? Oysaki sahip olduğumuz yüce inanç sistemimizin kriterleri dikkate alındığında, bence dış yaptırımlara gerek yoktur. Demokratik hakların kazanılmasında olduğu gibi...

Dünyanın en müstesna ve stratejik bölgesinde bulunan güzel yurdumuzda çevre ve çevrecilik konusunda hangi anlayıştayız. Bu konuda oldukça mesafe kaydetmiş bulunuyoruz. Ancak olması gerekenin çok gerisinde olduğumuzu söylesek haksızlık yapmış olmayız. Çevre kirliği ve çevrecilik denildiğinde akla; kirletilen akarsular, denizler ve göller, kimyasal ve biyolojik atıkların teknolojik bir biçimde bertaraf edilmeyip, açık alanlarda depolanması gelmektedir. Doğrudur, bu saydıklarım çevre katliamında en önemlileridir. Ülkemizde yerel yönetimler, merkezi otorite ve sanayi işbirliği geliştirilmeli, mensubu bulunduğumuz S.S. Yeşil Çevre Hizmet ve İşletme Kooperatifi gibi güç birliktelikleri oluşturulmalı, devletimiz tarafından çevre ile ilgili yapılacak her türlü yatırımlara önemli teşvikler uygulanmak suretiyle gerekli tedbirler seferberlik anlayışı içinde alınmalıdır. Bütün kişi, kurum

ve kuruluşlar alışık oldukları üzere bu çevre yatırımından nasıl kurtulurum kurnazlığını artık bırakmalıdır. Çevreye yönelik yatırımı yapmayı ve kuralları uymayı ibadet, zekât, hatta gelecek nesillerin hakkını gasp etmemek olarak görmelidir. Avrupalı bu sorunların üstesinden gelmişse, biz kurallarına uyma-nın yanında ulvi inanç değerlerimizi de dikkate aldığımızda çok daha çabuk çözebileceğimiz inancındayım. Çevre ve çevrecilik konusunda her kişi ve her kurum-kuruluş kendi ölçeğinde üzerini düşeni yarından tezi yok yapmalı, asla sorumluluklarını ertelememelidir. Çevre ile ilgili otorite ve yetkilerin dağınık olması, sanırım sorunun çözümünü geciktiren sebeplerin başında gelmek-tedir. Yerel yönetimler çevre konusunda yetki sahibi olmalı, merkezi idare, siyasi önyargı ve mülahazalardan uzak olarak yerel yönetimleri denetleme-lilerdir. Yerel yönetimler tarafından bireylerin yaptığı kirliliklerin önlenmesi için ağır yaptırımlar getirilmeli, trafik cezaları eş değerinde ceza sistemi oluşturulmalıdır. Özellikle çevre yatırımı yapan ve arıtma maliyeti olan işletmelerle, cevre konusunda yatırım yapmayan ve arıtma maliyeti olmayan sanayi kuruluşları arasında oluşan haksız rekabet çevre yatırımı yapan işletmeler lehine düzeltilmeli, teşvikler getirilmelidir. Mevcut durum çevre hassasiyeti gösteren kuruluşların cezalandırıldığı, uymayanların kazançlı oldukları sonucunu göstermektedir.