Sanayinin hızla gelişmesiyle endüstriyel kirlilik artmakta, hava, su, toprak, kısaca tüm çevre bu kirlilikten nasibini almaktadır. Özellikle son yüzyılda çevreye yabancı, yapay organiklerin kullanımının artması sonucu ekosistem hızla bozulmakta, bu yapay organiklerin zehirli yapısı nedeniyle pek çok organizma zarar görmektedir. Bu “toksik” organiklerin çoğu, çok düşük dozlarda dahi etki edebildiklerinden, modern tekniklerle dahi çevre kirliliğini gidermek neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Aslında ekonomik olarak da bu mümkün değildir.
Sadece mekânsal ve geçici olarak yoğunlaşan kirlilik, mühendislik sistemleri ile bir şekilde geri çekilebilir ve bu tür yöntemler zaten dünya çapında uygulanmaktadır. Yasalarla kısıtlanmamış bir takım maddelerle çok düşük dozlarda fakat geniş bir alanı etkileyen kirlilik, mühendislik yöntemleri ile temizlenemez ve genellikle doğal biyolojik ayrışmanın gerçekleşmesi gerekir. Toksik kirlilikten etkilenen alanlara biyoçeşitliliği geri getirmenin tek yolu, kirlilik kaynaklarını ortadan kaldırmak, toksik birikimlerin kimyasal, fiziksel ve biyolojik süreçler yoluyla doğal olarak kaldırılmasını sağlamaktır.
Kirliliğin çözümlerini değerlendirmek için endüstriyel kirliliğin türleri arasındaki ayrımı iyi yapmak gerekir. Bunun için öncelikle kirliliğin kaynaklarının doğru tespit edilmesi gerekmektedir: Tek bir noktadan kaynaklanan ve geçici olan, örneğin bir fabrikadan kaynaklanan kirlilik noktasal kirlilik iken, noktasal olmayan kirlilik, kirlilik kaynağının kesin olarak belirlenemediği kirliliktir. Yalnızca noktasal kirlilik yasal düzenlemelerle ve arıtma yöntemleriyle etkili olarak giderilebilirken, toplam tüketimin azaltılması hem noktasal hem de noktasal olmayan kaynakları etkileyecektir. Başka bir kirlilik azaltma yöntemi de tarımsal kimyasallar, endüstriyel organik ve inorganik maddeler ve evsel amaçlı kullanılan kimyasalların seçiminde daha az toksik olanın seçilmesi ile kirliliğin azaltılmasıdır.
Organik ve inorganik kirlilik, ağır metal, amonyak, siyanür, uçucu organik bileşikler, halojenli organik bileşikler gibi geniş çaplı ekotoksik maddelerin deşarjını kapsar. Bu kimyasalların doğaya verilmesinde bir prosesi işletmek gibi bir amaç yoktur. Başka bir amaçla bir üretimin yan ürünü veya atığı olan bu bileşikler, deşarj suyuyla birlikte doğaya karışmışlardır.
Tarımsal kimyasallar ise belirli amaçlarla doğaya verilmesi gereken organik bileşiklerdir. Bunların kullanımının yasaklanması ne yasal ne de ekonomik olarak mümkün değildir. Bu tür bir düzenleme sonucu tarımsal zararlılar önemli oranda tarımsal ürünlere zarar vereceği için, gıda fiyatlarında artış, gıda sıkıntısı ve kıtlık kaçınılmaz olur. Akılcı çözüm, bu kimyasalların kullanımını azaltmak ve aynı amaca yönelik çalışan daha az toksik alternatif kimyasalları kullanmaktır. Toksik kirleticilerden tarımsal ilaçlar, laboratuvarda kullanılan kimyasallar ve ağır metal bileşikleri konusunda geniş bir toksisite veritabanı olmasına karşılık, medikal ve diğer düzenli uygulanan kimyasallar, evsel kaynaklı toksik kimyasallar hakkında henüz yeteri kadar bilgi birikimi yoktur. Bu nedenle yasal düzenlemelerde bu tür toksik bileşiklerle ilgili sınırlamalar yer almamaktadır.
Kirliliği azaltmak için genel olarak iki yaklaşım söz konusudur:
1. Bir kirleticinin tüketimini ya da kullanımını azaltmak,
2. Kirleticiyi içeren atıkları ve deşarjını arıtmak.
Şayet, noktasal kirletici söz konusu ise en etkili kirlilik azaltma yöntemi arıtmadır. Genel olarak günümüzde, çoğu kimyasalı içeren atıksu arıtımı etkin bir şekilde uygulanmaktadır. Arıtım yöntemleri sürekli gelişmektedir. Bu tür gelişmelerde öncelik ağır metal ve organik bileşiklerin giderilmesinde kimyasal ya da fiziksel yöntemlere kıyasla daha etkili olan biyolojik arıtmaya verilmelidir. Bununla birlikte pek çok gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler arıtım faaliyetleri yönünden eksiktirler. Bu da bu ülkelerde atıksuların gelişmiş ülkelere göre daha toksik olduğu anlamını taşımaktadır. Bu tür ülkelerde endüstriyel şirketler yasal kısıtlamaların olmaması nedeni ile kirlilik-yoğun bir üretim programı izleyebilmektedir.
Üreticiler için kısa vadede kirliliği azaltmanın bir getirisi olmaması nedeniyle, genellikle yasal kısıtlamaların ve güçlü bir tüketici baskısının olmasının kirleticilerin üretiminde önemli bir azalma sağladığı kabul edilir. Şirketlerin kirliliği azaltmaları, tüketicilerin düşük kirlilik ürünü tüketim malları tercihi ile ve yasal düzenlemeler sonucu yüksek maliyetlerle gerçekleşebilir. Bununla birlikte kirliliği azaltmak, her zaman maliyetleri artırmak anlamına gelen sadece atıksu arıtımı ya da atık bertarafı demek değildir. Araştırmalar, kirleticilerin kullanımını azaltarak veya düşük kullanım tekniklerini uygulayarak üretim sürecinde kirlenmeyi önlemenin, şirketlerin verimliliğini ve finansal performansını büyük oranda artırdığını ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, endüstriyel kirliliğin önlenmesinde hem kirleten endüstriler açısından hem de çevre açısından en uygun yöntemin temiz üretim teknolojileri olduğunu unutmayıp, yerinde ve üretim sırasında alınan önlemlerle endüstriyel kirliliğin en aza indirgenmesi gerekmektedir.