PROF. DR. UFUK ASLAN

Mavi denizler insanlığın geleceği

Deniz kirliliği; deniz ortamına insanlar tarafından deşarj edilen maddelerin etkisiyle, yaşayan kaynakların, insan sağlığının, balıkçılık ve rekreasyon aktivitelerinin olumsuz etkilenmesi ve deniz suyu kalitesinin düşmesi olarak tanımlanır. İnsanlar tarafından üretilen plastik torbalardan pestisitlere kadar birçok atık amaçlı olarak veya yüzeysel akış ve nehirler aracılığı ile nihai olarak denizlere ulaşmaktadır.

Dünya yüzeyinin yaklaşık yüzde 71’i okyanus ve denizlerle kaplıdır ve okyanusların ortalama derinliği 3.800 metredir. Temiz denizler dünyamızın yaşam desteği olup, dünya habitatının yüzde 97’sini ve 700 binden fazla türü bir arada bulundurmaktadır. Denizler aynı zamanda atmosferdeki oksijenin yüzde 50’sini ve milyarlarca insan için yiyecek üreterek insan sağlığı için hayati önem taşımaktadır.

Deniz kirliliği dünya çapında değerlendirildiğinde; her yıl milyonlarca metreküp atıksuyun ve petrolün, milyonlarca ton katı atığın bir şekilde denizlere ulaştığı söylenebilir. Plastik atıklardan dolayı her yıl yaklaşık olarak 100 bin deniz memelisi ve 2 milyon deniz kuşu ölmektedir. Yakın geçmişe kadar insanoğlu denizlerin atıkları yok etmede sonsuz kapasiteye sahip olduğuna inanmaktaydı. Maalesef bu yanlış düşünce rekreasyonel bölgelerde halk sağlığının, turizmin ve deniz ekosisteminin olumsuz etkilenmesine neden olmanın yanı sıra, deniz ürünlerinin birçok patojen ve kimyasallarla kirlenmesine de neden olmuştur.

Yüzyıllar boyunca denizler, karada ortaya çıkan atıklar için depolama alanları olarak görülmüş ve toksik maddeler, kimyasal silahlar ve radyoaktif atıklar dahil her türde atık denizlere boşaltılmıştır. İlk olarak 1972 yılında Londra’da “atıkların ve diğer maddelerin atılması dolayısıyla oluşan deniz kirliliğin önlenmesi anlaşması” hayata geçirilerek denizlerin kontrolsüz bir şekilde kirletilmesinin önüne geçilmesi sağlanmıştır. Bu anlaşma daha sonra 1996 yılında “Londra Protokolü” adı altında revize edilerek geliştirilmiştir.

Okyanuslar büyük kapasiteye sahip olmakla birlikte, iç denizler sınırlı asimilasyon kapasitesine sahiptir. İnsanlar tarafından daha yoğun olarak kullanılan iç denizler sınırlı asimilasyon kapasitesi nedeniyle daha fazla kirlenerek rekreasyonel kullanımı ve deniz ürünlerinin kalitesi olumsuz etkilenmektedir. Bu nedenle iç denizlerin ve kıyıların kirlilikten korunması halk sağlığı açısından birinci derecede önem taşımaktadır. Yapılan çalışmalarda, 1990 yılında BM tarafından atık deşarjlarının denizler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Halk sağlığı riski oluşturduğu için, atıksu deşarjlarının tanker kazalarından daha önemli olduğu sonucuna varılmıştır.

Deniz kirliliğine neden olan en önemli kaynaklar; patojen mikroorganizmaları, çeşitli kimyasal bileşikleri ve nutrientleri içeren evsel atıksular, zehirli kimyasalları içeren endüstriyel atıksular, petrol, deniz taşımacılığından kaynaklanan atıklar, yüzeysel akışla gelen tarımsal kirleticiler, deniz madenciliğinden kaynaklanan zehirli kimyasallar, plastiklerin de dahil olduğu katı atıklar, radyoaktif atıklar ve atmosferik kirleticiler (Örn. karbondioksit salınımı sonucu oluşan asit yağmurları) olarak sıralanabilir.

Denizler çok sayıda kirleticiyi taşıyan akarsuların girişiyle de önemli ölçüde kirletilmektedir. Karasal kaynaklı kirleticilerin deşarj edildiği akarsular nihai olarak denizlere ulaşmakta ve içerdikleri tüm kirleticiler denizlerde birikmektedir. Örneğin, Tuna Nehri Almanya’dan doğup on farklı Avrupa ülkesinin kirlilik yükünü aldıktan sonra Karadeniz’e akmaktadır. Ve Tuna Nehri her yıl milyarlarca metreküp kirli suyu Karadeniz’e taşımakta, sonrasında bu kirli sular akıntılar aracılığıyla Marmara Denizi ve körfezlerine kadar ulaşmaktadır.

Atıksu deşarjları, plajların ve kabuklu deniz hayvanları yataklarının patojen organizmalarla kontaminasyonuna neden olduğu için insan sağlığı açısından büyük önem taşır. Atıksudaki patojen organizmalar, deniz suyunda uzun süreler canlı kalarak insanlarda, doğrudan veya kabuklu deniz hayvanlarının yenmesiyle dolaylı olarak enfeksiyona neden olurlar. Atık suların arıtılmadan ve denize yakın deşarj edildiği bölgelerde, yaz aylarında tatil yapan insanlarda birçok hastalık ortaya çıkabilmektedir.

Kıyılar için (rekreasyonel alanlar ve kabuklu deniz hayvanları yatakları) oluşturulan mikrobiyolojik standartlar, deşarj sistemi dizaynında en büyük önemi taşımaktadır. Atıksuların deşarj noktasından,“kritik bölgeye” ve “kabuklu deniz hayvanları yataklarına” taşınma sırasındaki seyrelme miktarları iyi hesaplanarak deşarj sistemleri dizayn edilmeli ve atıksu dezenfeksiyon işlemini de içeren arıtma sistemleriyle gerekli seviyede arıtılmalıdır. Deniz deşarjı sistemlerinin temel amacı, atıksuyun kıyıdan yeterli uzaklığa deşarj edilerek, yerel hidrodinamik etkilerle dağılımının sağlanması ve böylece istenen su kalite standartlarına ulaşılmasıdır. Deşarj sistemi özellikleri ve arıtma seviyesi birlikte değerlendirilerek optimum proje geliştirilmelidir.

Denizlerimizin kirlilikten korunması için toplumun tamamı gerekli adımları atmalıdır. Her şeyden önce “global olarak düşünüp lokal olarak harekete geçme davranışını” benimsemeliyiz. Bu tür çevre problemlerinin çözümü için önemli konulardan birisi de yönetmeliklerin ve eğitim ile ekolojik bilinçliliğin birlikte geliştirilmesidir.

Türkiye denizler açısından büyük bir zenginliğe sahiptir. Bu zenginlik ülke ve toplum için en iyi şekilde korunmalı ve değerlendirilmelidir. Denizlerin rekreasyonel amaçlı kullanımı ve deniz ürünlerinin sağladığı gıda zenginliği turizm potansiyelini artırarak ülkemize önemli ekonomik kazanç sağlarken, halkın fiziksel ve psikolojik sağlığını da desteklemektedir. Denizlerin kendini yenileyebilir olması bizim için büyük bir şans olup, bugüne kadar atıklarımızla kirlettiğimiz denizlerin temizlenerek yaşama geri döndürülmesi ve gelecek nesiller için mavi denizlerin bırakılması, ancak daha fazla zaman kaybetmeden sistemli, bilinçli ve entegre çalışmalarla sağlanabilecektir.

PROF. DR. UFUK ASLAN - S.S. YEŞİL ÇEVRE ARITMA TESİSİ İŞLETME KOOPERATİFİ - 1998 / Yeşil Çevre
Bursa’nın Doğu Bölgesindeki yerleşim alanları ile endüstriyel tesislerin evsel ve endüstriyel atıksu kirliliğini ortadan kaldırmak için özel hukuk hükümlerine tabi olarak 1998 yılında kar amacı gütmeyen, kurumlar vergisine tabi olmaksızın, işletme kooperatifi statüsünde kurulmuştur.
prof-dr-ufuk-aslan-yesil-cevre-aritma-tesisi-yesilcevre-yesil-cevre-yesil-cevre-aritma-aritma-tesisi-kooperatif-bursa-doga-cevre-koruma